Kış Güneşi

geceydi…
soğuktu…
zemheri
korku filminden çıkmış zombi’ler gibi
dört bir yandan kuşatmıştı şehri
sokakta kimileri lahana gibi kat kat giyinmiş
kimi de soğuğa nispet yapar gibi
bere kaşkol ve eldiven üçlüsüyle
şık bir kombin oluşturmuştu kendine
bense odamdaydım
tek kadeh
tek tabancaydım
yalnızlığın ıssız karakolunda
kurşun geçirmez bir özlemle
sensizliğin nöbetini tutuyordum
sensizlik dediğime bakma
tepeden tırnağa sen doluydum
sen kış güneşi gibi içimi ısıtıyor
zarif bir kuğu gibi dans ediyordun
içimin buzlu nehirlerinde
paha biçilmez bir an’dı
öyle gerçektin ve
öyle davetkar bir gülümseme vardı ki yüzünde
nefesimi bile ölçülü alıyordum
sen ürkmeyesin diye
o an
bir yol bulabilseydim sana giden
bir tünel…
bir geçit…
en kallavi uçuruma gözü kapalı koşar
aşılmaz denilen en sarp dağı
yalın ayak aşardım
İncil’e, Zebur’a, Tevrat’a ve Kuran’a
and olsun…
dün gece öyle özlemiştim ki seni
bir yüz görümlüğü görebilmek için
razıydım o kulübede çatır çatır donmaya
cennetine değil cehennemine bile girmek için
razıydım ruhumu şeytana satmaya.








54Beğeniler














Normal
