“Yoğunum” Demek mi, “Önceliğim Değilsin” Demek mi?

“Yoğunum” Demek mi, “Önceliğim Değilsin” Demek mi?
Herkes yoğun.
Herkesin işi var, derdi var, koşturması var.
Ama ilginçtir…
Kimse gerçekten “hiç vakti olmayan” biri değil.
Gün içinde onlarca şeye zaman bulunabiliyor:
Sosyal medya, boş videolar, gereksiz muhabbetler,
hatta bazen hiçbir anlamı olmayan şeyler bile.
Ama söz konusu bazı insanlar olunca
birden hayat duruyor.
Mesajlar bekliyor, aramalar erteleniyor,
cevaplar “sonra”ya kalıyor.
İşte tam burada insanın aklına şu soru geliyor:
Mesele gerçekten yoğunluk mu,
yoksa öncelik sırası mı?
“Yoğunum” demek kolay.
Kırıcı değil, suçlayıcı değil, tartışma çıkarmıyor.
Ama çoğu zaman bu kelime,
söylenmeyen bir cümlenin üstünü örtüyor:
“Şu an sen, hayatımda ilk sıralarda değilsin.”
Kimse bir başkasının merkezinde olmak zorunda değil.
Kimseye hesap sorulamaz, buna da kimsenin itirazı yok.
Ama insan, yokmuş gibi hissettirilmekten yoruluyor.
Sürekli anlayan taraf olmak,
sürekli bekleyen olmak,
sürekli idare eden olmak…
Bunların hepsi sessiz kırgınlıklar biriktiriyor.
Bir noktadan sonra insan şunu fark ediyor:
Zaman yaratılmıyor, zaman ayrılıyor.
Ve ayrılmayan zaman,
aslında verilmek istenmeyen değerin bir göstergesi oluyor.
Belki de en can yakıcı tarafı şu:
İnsanlar çoğu zaman açıkça gitmiyor.
Net konuşmuyor.
Koparmıyor.
Sadece yavaş yavaş yok sayıyor.
Ne kavga var, ne vedalaşma.
Ama aradaki bağ,
fark ettirmeden eriyor.
O yüzden bazen sorulması gereken soru şu:
“Yoğunum” denilen yerde
gerçekten hayat mı ağır,
yoksa ben mi hafif kaldım?
Sizce bir insan ne zaman gerçekten yoğundur,
ne zaman sadece öncelik vermek istemiyordur?








19Beğeniler




Normal
