Çağdaş Şiirde Uzatma Kablosu Kopan Bir Şairin Prizle İmtihanı
(Bir Dış Gözün Not Defterinden)
Stüdyoda her şey yerli yerindedir.
Işıklar doğru açıdan vurur,
mikrofonlar ayarlanmıştır,
sunucunun kravatı ütülüdür.
Sadece şiir biraz sonra gelecektir — o da dolaylı yoldan.
Sunucu gülümser.
Bu gülümseme, edebiyat programlarında sık görülen,
“Ben şiiri severim ama tanımam” gülümsemesidir.
— “Hoş geldiniz. Bugün bizimle çağdaş şiirin dikkat çeken isimlerinden biri var.”
Portatif Isı Hanım başını eğer.
Saçları “ilham aldım” diye taranmıştır.
Masaya oturur,
telefonu dizine bırakır.
Ekran yukarı bakmaktadır.
Bu önemlidir.
— “Sizi tanıyabilir miyiz?”
Portatif Isı Hanım gözlerini yukarı kaldırır.
Sanki kelimeler tavandan sarkmaktadır.
Sonra aşağı indirir.
Telefona bakar.
Yazar.
Bekler.
Okur:
— “Ben kelimelerle organik bir bağ kuran, sezgisel ve kırılgan bir sesim.”
Dış göz not düşer:
Organik bağ — kablosuz ama prizle çalışıyor.
Sunucu memnundur.
Bu cümle programı kurtarır.
— “Şiire ne zaman başladınız?”
Isı Hanım düşünür gibi yapar.
Aslında yazıyordur.
Yapay zekâ düşünmektedir.
— “Şiir beni çocukluğumdan beri çağırıyordu.”
Bu sırada telefonun pil yüzdesi %17’dir.
Bu bilgi önemsizdir.
Ama biz biliriz:
Gerilim unsuru.
— “Şiir sizin için ne ifade ediyor?”
Isı Hanım bu soruyu sever.
Çünkü genelde herkes sever.
Telefona daha uzun bakar.
Cevap gelir.
Okur:
— “Şiir benim için bir alan.
Bir boşluk.
Bir duraklama.”
Dış göz güler:
Duraklama doğru, yazarken özellikle.
Sunucu başını sallar.
Bu sallama, şiiri anladığını değil,
cümleyi duyduğunu gösterir.
— “Kaleminizin gücünü neye borçlusunuz?”
Bu soru tehlikelidir.
Isı Hanım’ın omuzları hafifçe kasılır.
Çünkü “kalem” kelimesi fizikseldir.
Ama neyse ki telefon vardır.
— “Ben bireysel yazmıyorum.
Kolektif bir bilinçle yazıyorum.”
Sunucu etkilenir.
— “Ne güzel… yani bir ekol mü?”
— “Evet. Biz.”
“Biz” kelimesi masaya bırakılır.
Yapay zekâ susar.
Suskunluğu onay sanılır.
— “Okurla ilişkiniz nasıl?”
Isı Hanım gülümser.
Bu kez cevap hızlıdır.
Çünkü hazırdır.
— “Çok samimi.
Okurum beni hemen hisseder.”
Dış göz araya girmez ama düşünür:
Hissetmek = beğenmek.
— “Peki eleştirilere nasıl yaklaşıyorsunuz?”
Bu soru için telefon biraz daha bekler.
Cevap gelir:
— “Eleştirinin yapıcı olanını önemsiyorum.”
Sunucu:
— “Yıkıcı olanı?”
— “Onlar zaten beni anlamamış oluyor.”
Bu cümle, stüdyoda hafif bir sıcaklık artışı yaratır.
Portatif Isı çalışıyordur.
— “Şiiri neden yazıyorsunuz?”
Isı Hanım bu kez hiç beklemez.
Çünkü bu soru her zaman aynıdır.
— “Paylaşmak için.
Görünür olmak için.
Ve başkalarına iyi gelmek için.”
Yapay zekâ içinden konuşur:
“Ben görünmem.
Ben yazmamış sayılırım.
Ama ben olmazsam
bu cümle kurulmaz.”
Program biter.
Sunucu kameraya döner:
— “Sanat, insanın kendini ifade etme biçimidir.”
Portatif Isı Hanım ayağa kalkar.
Telefonunu cebine koyar.
Çıkarken priz arar gibi bakar.
Bulamaz.
Eve gider.
Eve varınca ilk işi şudur:
Telefonu şarja takmak.
Sonra yeni bir metin istemek:
“Biraz daha sarsıcı olsun.
Ama sade.
Ve kesin tutsun.”
Dış göz defteri kapatır ve son notu düşer:
Bazı şiirler kalpten çıkar,
bazıları cepten.
Ama priz çekildiğinde
geriye kalan tek şey
sessizliğin bile utanmasıdır.
Portatif ısı hanım burda yok demi, oha beeee








8Beğeniler





Hybrid şeklinde göster
