
Takıntılı aşk, genellikle karşı taraftan ziyade kişinin kendi iç dünyasındaki eksiklikleri tamamlama çabasıdır. Bu durum aşkın o yapıcı ve iyileştirici gücünden çıkıp, hem kişiyi hem de karşı tarafı tüketen bir hapishaneye dönüşebilir.
İşte bu zorlayıcı durumun anatomisi:
1. İdealizasyonun Pençesi
Takıntılı aşık, karşısındaki kişiyi olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi görür. Onun hatalarını görmezden gelir, her hareketine devasa anlamlar yükler. Bu bir sevgi değil, zihinde yaratılan kusursuz bir heykele tapınma halidir. Kişi, gerçek insana değil, kendi yarattığı o hayale aşıktır.
2. Belirsizliğin Yarattığı Bağımlılık
Psikolojide "değişken oranlı pekiştirme" denen bir durum vardır. Karşı taraf bazen sıcak, bazen soğuk davranıyorsa; bu belirsizlik takıntıyı besler. "Acaba bu sefer sevecek mi?" umudu, beyni bir kumarbazın kazandığı andaki gibi dopaminle doldurur. Reddedilmek can yakar ama belirsizlik bağımlılık yapar.
3. Kontrol Çabası ve Kaygı
Gerçek aşk özgür bırakırken, takıntılı aşk kafese koymak ister. Kişi, partnerinin her anını bilmek, her düşüncesine hakim olmak ister. Bu durum, aslında derinlerde yatan bir terk edilme korkusunun dışavurumudur. Kontrol edemediği her saniye, büyük bir kaygı dalgasına dönüşür.
4. Kendi Benliğini İptal Etmek
Takıntının en tehlikeli yanı, kişinin kendi hayat merkezini kaybetmesidir. Kendi hobileri, işi, arkadaşları ve hayalleri artık o kişinin etrafında döner. "O yoksa ben de yokum" düşüncesi başladığında, bu artık romantizm değil, bir öz saygı krizidir.
Sözün özü
Takıntılı aşk, karşı tarafa duyulan bir hayranlıktan ziyade, kendi içimizdeki boşluğun çığlığıdır. Gerçek aşk büyütür, takıntı ise küçültür. Eğer birine duyduğun hisler seni kendinden uzaklaştırıyorsa, o yolda yürürken kalbini değil, aslında kendi gölgeni kovalıyorsun demektir.