Tekil mesaj gösterimi
Gönderi : 22 Ocak 2026, 12:43
uykusuzadam
uykusuzadam isimli Üye şimdilik offline konumundadır      
Yanıt: FORUMRADYO.COM SANAT ATÖLYESİ
Akıl Tutulmalarım


Her ne kadar "insanlık aleminin vicdanının sesi" olsa da şair; aslında tam bir umutsuz vakadır kendisi... Allah'ın gariban...

Hatta; "tam bir mazoşisttir şair." Desem, abartmış olmam hiç....

Belli etmese de içten içe ıstırabı da acıyı sever çünkü şairler...

Çünkü onlardan beslenir şair denilen kişiler...

Kanıt mı lazım?

Soruyorum size:

Keyifliyken şiir yazan kaç şair gördünüz mesela hayatınızda?

Şöyle; şen şakrak, güllük gülistanlık kaç şiir okudunuz?

Pek görememişsinizdir eminim.

Istırap yoksa yazamaz, üretemez çünkü şair...

Acı lazımdır çünkü...

Hasrete, mesafeye, kin, nefret ve ihanete, açlık sefalet ve yasak aşka, ulaşılamaz kadına, ölüme, şiddete...

Aklınıza ne gelirse işte hepsine, hatta aynı anda ve hepsini ya da çoğunu içeren şiiri vardır da gülerken yazdığı, okuyanı karnına sancı sokacak kadar güldüren şiiri yoktur şairin...

Hep salya sümük, hep drama...

Denize bakar mesela; altında gülümseyen, gökkuşağına el saklayan maviyi yazar ama sen okurken, o mavi koyulaşır, koyulaşır, koyulaşır ve sen okudukça siyaha döner o canım cicim masmavi... İçin kararır...

Denizde salınan tekneyi çizer mesela mısralarında ama sana tekneyi unutturur anlattıkça ve bir bakmışsın; canını hiçe sayıp dalgalarla boğuşan balıkçının ekmek derdine, hatta sahilde bekleyen anasının ya da yavuklısunun derdine düşmüşsündür şiirin sonunda...

Ya da martları yazar... Uçuşan, havada sorti yaparak sevişen, güzellik harikası martıları...

Ama illaki çığlık çığlığadır o martılar....

Hep ekmek, simit derdinde, hep aç, hep bir agresiftir sonraki mısralarda martlar...

Mutlu, mesut, sessizce süzülmezler havada hiç...

Kulaklarını çınlatırlar illaki...

Sonu zaferle biten kahramanlık şiirleri bile acılarla doludur.

Esas daha ilginci; yazdığı şiirlerin çoğunu bire bir ve bir fiil yaşamamıştır bile şair...

Nasıl bir duygu yoğunluğu, nasıl bir empati yeteneği varsa; yaşamadan, hatta hiç yaşanmamış ya da başkasının yaşadığı, yaşama ihtimali olanı, olmayanı okuyana yaşatabilir çoğu şair....

Baktığın zaman, şiiri yazan; okuyana bir ayna tutmuştur aslında...

Dünyayı, doğayı, yaşamayı, hayatı, var olmayı, yok olmayı, kavgayı, davayı, inancı, inançsızlığı ve tabi ki umudu yazmıştır.

Aynadır şiir...

Sana aynayı tutandır şair...

Aynaya bakar ve yansıyan ne varsa onu görür okuyan.

Bir de çoğu zaman kendini...

....

Bakma öyle mazbut, melankolik durduğuna şairin, isyankarın dik alasıdır kendisi...

Tüm doğa düşmanlarına, tüm insanî olmayan ve insanlığa karşı olan her şeye karşıdır şair...

En çok da birileri tarafından kurulmuş düzen ve sistemlere...

Özetle, kendisi hariç; herkesi ve her şeyi yok sayan, mutsuz eden her şeye, herkese pervasızca isyan eder dizelerinde...

Hem de ister tanrı olsun, ister şah, ister padişah olsun muhatabı...

Hiç fark etmez, gözünü sakınmaz budaktan ve yazar habire...

Teşvik eder içten içe isyana...

Daha vahimi; herkese anlatıp adaletsizliği
kendisine ders çıkartmamasıdır hiç...

...

Size de ilginç gelmedi mi?

Sen; hayata, umuda, mutluluğa dair onca şiir yaz, sonra da kendin; umutsuzluk ve mutsuzluk içinde yaşamayı seç...

Sizce de çok enteresan değil mi?

Arkadaş o kadar şiir yazmışsın değil mi, biraz da kendin nasiplen, ders al!

Yok!

Olmaz!

Yapamaz!

İllaki mutsuz olacak...

Yazdım ya umutsuz vaka işte! Ne olacak?

Yani, anlayacağınız; tam bir ruh hastasıdır şair...

Aç gözlüdür.

Ruhu doymak bilmez.

Hep yazsın; acıları, kasvetleri, hasretleri...

Hep üretsin, başkaları için umudu, barışı, isyanı...

"Benim ki de laf mı?" Diyeceğim. Hatta kalp kırmış olmayalım. Ama gerçekten böyle. İstisnalar kaideyi bozmaz klişesini de şuraya not düşüyorum. Lütfen silmeyiniz.

Tutar börtü böceğe, ona buna şiir yazar, methiyeler düzer.

Tutar, kendine ihanet edene bile: "Ah be aşkım neden gittin? / Gittin de kimsesiz kodun beni!" Diye şiir yazar. Ama öncesinde onu öyle bir anlatır, onu ballandıra ballandıra öyle bir anlar ki şiirinde; gidenin, gitmesinin suçlusu olup çıkar şiirin sonunda şair. Hay senin gibi şaire de aşığa da der okuyan...

...

En tuhafı; tutar kendisine onca acı çektiren, kendisini terk etmiş mazideki aşkına ithaf eder şiirini...

Yani mirastır artık o şiir, o bırakıp gidene...

Ona buna yazar...

Yazar ha babam ona buna da kendi için iki çift güzel mısra beceremez ne yazık ki...

Yazdım ya normal değildir çünkü!

...

İtiraz ediyorum efendim.

İnsan biraz da megaloman olmalı canım!

...

Bak şimdi!
İyice oku!
Cemal Süreya demiş ki:

"Belki de konuşuyordur gözlerin

Ama ben GÖZCE bilmiyorum ki

Sessizce biliyorum

Usulca biliyorum

Masumca biliyorum"

Bunu normal bir insan yazabilir mi arkadaş? Başka bir dünyanın insanı olmak lazım bence...
Bu bakış açısı, bu dünya için çok fazla hatta...

Hayır yani, kimisi de şair mi, filozof mu belli değil...

...

Şiir diye başlıyorsun, içinden hayata dair felsefe fışkırıyor arkadaş...

Buyurun:

" Sen yanmasan, ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa" Nazım Hikmet Ran

Peki ya şu aşağıdakine ne demeli?

"Ya*şa*mak ne gü*zel şey TA*RAN*TA – BA*BU
An*lı*ya*rak bir us*ta ki*tap gi*bi
bir sev*da şar*kı*sı gi*bi du*yup
bir ço*cuk gi*bi şa*şa*rak
YA*ŞA*MAK...

Ya*şa*mak:
bi*rer bi*rer
ve hep be*ra*ber
ipek*li bir ku*maş do*kur gi*bi…
Hep bir ağız*dan
se*vinç*li bir des*tan
okur gi*bi
YA*ŞA*MAK…

YA*ŞA*MAK
Ne aca*yip iş*tir ki
bu ne me*ne gi*diş*tir ki TA*RAN*TA – BA*BU
bu*gün bu
“bu ina*nıl*mı*ya*cak ka*dar gü*zel”
bu an*la*tı*la*mı*ya*cak ka*dar se*vinç*li şey:
böy*le zor
bu ka*dar
dar
böy*le kan*lı
bu den*li ke*pa*ze… " Nazım Hikmet Ran

Hadi buyursun söylesin biri bana: Hangi filozof böyle anlatabilir yaşamayı?

Gel de akıl tutulması yaşama!

Keza benim durumum daha umutsuz vaka...

Ben şair değilim, filozof hiç mi hiç değilim, yüksek okul da görmedim. Düz lise... Pek kitap okumuşluğum da yoktur... Ama şiire vurulmuşum bir kere...

Bak mesela yıllar önce otuzlu yaşlarımda bir yere karalamaşım ve demişim ki:

"Bugünü tüketip
Dünden kalanları sırtlanarak
Yarınlarda var olmaktır yaşamak"

Demek ki şiir adamı böyle yapıyor. İlginç yani...

Bir de utanmadan kendimi şair yerine koyup demişim ki;

"Ah benim
Benim kadar bedbaht
Ah benim
Hayallerime alet ettiğim şiirlerim
Üzgünüm
Bu sefer
Hiç dert etmeyin diyemeyeceğim
Çünkü herkes bilir
Şiirleri dilden dile gezse de
Yalnız ve beş parasızdır
Şairler öldüklerinde"

...

Sosyopat mı diyorlardı ne?
Öyle mi oluyorum acaba?
Yoksa deliriyor muyum ne?

...

Madem ki bulunduğumuz adreste şiire de yer var: Öyleyse biraz da şiirlerin şairlerden bahsetmek lazım düşüncesiyle ve kendi açımdan (biraz abartılı bir şekilde) kaleme almak istedim şairleri...
Sürçü lisan ettiysem affediniz lütfen.

Gerçi hiç biri yalan da değil hani

Yüreği şiirle atan, şiire yürek koyan herkese selam ve saygılarımla...

...

    Alıntı ile Yanıt