kendimi bildim bileli biraz boş boğazlıydım sanırım
çünkü ne kadar tembih etsem de kendime
hatalarımı yüksek sesle söylemekten kendimi alıkoyamadım
bazen zarar, bazen de yarar hanesine bir çizik olarak yansısa da
belli davranış kalıplarını görmek dışımda pek işe yaramadı bu durum
kimileri zaten hiç dinlemediği için her şeye onay verip geçti
kimileri sever gözükmek için bir kısmını onaylamasa da
“olur böyle şeyler” deyip her şeyi normalleştirdi
kimileri ise her şeyin doğrusunu bildiğini düşündüğü için
tabii ki kendi yapmayacağı hiçbir şeye onay vermedi
sonuç tam bir kaos
anladım ki
herkesin derdi kendineydi
sonra düşündüm
belki de
itiraflarımın daha kutsal bir bakış açısına ihtiyacı vardı
milyon kez ellerimi açıp mırıldandım yukarıya
ama
bir cevap gelmedi
ben de başka yollara yöneldim
düşündüm
kesin yanlış bir coğrafyada doğmuştum
yüksek ihtimal istavroz çıkarmayı tercih eden bir kültürün gölgesinde
gözlerimi dünyaya açmış olsaydım
günah çıkarma törenlerinin en ateşli müdavimi olur
tüm sorunları çözerdim
hemen harekete geçtim
başka coğrafyalara bakındım
ama ne göreyim
kutsal olan üçleme bile çoktan bozulmuştu
baba terk edip gidince
oğul kendini dağıtmış
kutsal ruhun da olanlar karşısında üzüntüden dibi delinmişti
sonuç tam bir kaos
anladım ki
ilahi olanın bile derdi kendineydi
bilmek
anlamak
sorgulamak da demek ki bir yere kadardı, dedim
kim bilir
belki de bazı şeyler çözülmek için değil
çaresizliğimizi hatırlatmak için gönderilmişti dünyaya
“hımmmm” deyip kaldım
uzun bir sessizlik çöktü zihnime
sonunda benim de ruhumun dibi delindi
ufak ufak ama kararlı bir şekilde
ruhumu içindeki insanlıktan sızdırırken
sonsuzluğa kadar uzanacak seçeneklere sırtımı dönüp
kayıplarımı gizlice toprağa gömdüm
ne bir gözyaşı
ne bir dua
tüm kayıplarımı öylece
uğurladım sonsuzluğa
ve o günden sonra
ne yüksek sesli itiraflarım
ne de fısıltılara bürünmüş utançlarım için
kendimi bir daha yargılamadım
sonuç tam bir aydınlanmaydı
anladım ki
herkesin itirafı sadece kendineydi aslında