kuru kalabalıkların gürültüsü uğulduyor beynimde
ben senin hatırladığın o küçük çocuk değilim artık anne
kalbim yüzünün silindiği yerden kırılıyor acıyla
bulutlara yüklüyorum derdimi belki geçer diye
tanrım büyümek denilen şey bu mu söylesene
kaldırımların tozunu yutuyorum soluksuz
peşinden koşsam da yetişemiyorum ki anne
kırılıyor sanki kaburgalarım hasretinin değdiği yerden
aç bir kediye veriyorum kendimden kalanları
senden sonra nasılsa işe yaramaz diye
tanrım parçalanıp ölememek bu mu söylesene
gidene dur denmez bilirim
giden dursa da yol gidermiş anne
uzayan yollarda patlamış lambaları sayıyorum ardından
ağlıyor bir gül goncası ellerimde
ölüşünü izliyorum öylece
tanrım neden dinmiyor ayrılık acısı söylesene
dünya dönerken de dururmuş anladım
bitmeyen bir acı çöreklenirmiş insanın içine
adı da hasretmiş öğrendim anne
avuçlarına kırk gülün dikeni yerleşince
kanında yeşermiş güllerI bile hasretle koklarmış insan anne
tanrım acıyı kanatsın diye mi yarattın söylesene