Savaşın ortasında bile geleceği düşünen, toprağı kurtarırken bir milletin yarınını omuzlayan adamdı.
1882’de İstanbul’un Zeyrek semtinde dünyaya geldi. Henüz doğmadan Mekke yollarına düşen bir babanın, bir Osmanlı subayının oğlu olarak, çocuk yaşta uzaklara sürüldü.
Hayatının ilk talimiydi bu: Göç, özlem ve mecburiyet.
Mekke'de başlayan ilkokul yılları, onu erken olgunlaştırdı. Sonra yine İstanbul... Fatih Askerî Rüştiyesi, ardından Kuleli Askerî İdadisi.
Ve nihayet Harbiye Mektebi. Kaderinin haritası artık çizilmişti: Silah, disiplin ve vatan.
1907’de, Manastır’da bir başka subayla yolları kesişti. Adı Enver'di. İkisi birlikte İttihat ve Terakki'nin şubesini kurdu. O andan itibaren sadece asker değil, aynı zamanda bir fikir adamıydı artık.
Vatanı yalnızca korumakla değil, yeniden kurmakla yükümlüydü. 31 Mart Olayı’nda Hareket Ordusu saflarında yer aldı.
Balkanlar yıkılırken cephedeydi. Paris’te görevdeyken patlayan I. Dünya Savaşı onu yeniden İstanbul’a çağırdı.
Savaşın dili ona yabancı değildi. Irak Cephesi'nde, Çanakkale'de, Alçıtepe'de canı pahasına direndi. Aldığı her rütbede biraz daha yaşlandı. Her madalyasında bir dostunu kaybetti.
Savaş sonrası, bir milletin kader anında sahneye çıktı. Doğu Cephesi'nde, elinde silahıyla ama aklında yalnızca vatanıyla yürüdü.
Erzurum’u, Kars’ı, Sarıkamış’ı, Ardahan’ı kurtardı. Misak-ı Milli onun sadece bir sınır haritası değil, bir vicdan haritasıydı.
Savaş bitti. Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdu. Sözü sertti, eleştirileri derindi.
Bu yüzden yalnız kaldı. Partisi kapatıldı, tutuklandı. Ama hiçbir mahkeme, onun vatan sevgisini yargılayamadı. Beraat etti.
Sonra bir öğretmene dönüştü. Hayatının son yıllarında çocuklara ışık olmak istedi. Onları hayata, vatana ve insanlığa hazırlamak için gecesini gündüzüne kattı.
Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlatan komutanların arasında yer alarak Doğu Cephesi'nde gösterdiği başarılardan dolayı Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi.
26 Ocak 1948’de, kalbi artık yorgun düşüp durdu. Geride savaşlar, nutuklar, kitaplar ve bir ömrün onuru kaldı.