Eh, şimdi sen naneyi yemedin mi? Mecbur okuyacaksın, üzgünüm. (değilim)
Bu ortamların bana verdiği en güzel hediyelerden biri. İlk tanıştığımız zamanları hatırlıyorum da, tanışmamız o kadar enteresan gelişmişti ki. Tanımadan önce bakıyordum, herkes seviyor bu adamı, neden diyordum. Onunla geçirdiğim senelerden sonra bu soruya çok net bir cevap aldım. Çünkü Serkan gerçekten herkes tarafından sevilmeye layık biri. Dürüstlüğü, samimiyeti, adamlığı, hepsi onu tamamlayan özellikler ve o bu duruşunu hiçbir zaman bozmuyor. Onun en güzel yanlarından biri neyse o gibi olması, rol yapmaması, bulunduğu ortama göre şekil almaması. Ne hissediyorsa onu belli eden, ne düşünüyorsa arkasında duran biri. İyi günde de kötü günde de duruşu aynı, insanı yarı yolda bırakmayan cinsten. Konuşurken güven veriyor, susarken bile anlaşılıyor. Yanındayken insan kendini kasmak zorunda hissetmiyor, olduğu gibi kalabiliyor çünkü yargılamıyor, küçümsemiyor, üstten bakmıyor. Bu da herkese nasip olan bir özellik değil.
Zaman geçtikçe fark ediyorsun ki Serkan sadece iyi bir dost değil, aynı zamanda sağlam bir karakter. Hataları olabilir ama kötülüğü yok, kırdığı yerde bile bilerek incitmiyor. Sahiplenmesi sessiz, desteği gösterişsiz ama hep orada. İnsan böyle insanları kolay kolay unutmaz, hayatında olduğu için şükreder. O yüzden seviliyor, o yüzden değer görüyor, o yüzden adı geçtiğinde yüzlerde istemsiz bir tebessüm oluşuyor. Çünkü Serkan olmak, her şeyden önce iyi bir insan olmayı becerebilmek demek.
Onunla geçen zaman insana şunu öğretiyor, her şey yüksek sesle yaşanmak zorunda değil. Bazı insanlar vardır varlığıyla doldurur ortamı, Serkan da onlardan biri. Göze sokmadan, ben buradayım demeden ama hissettirerek. Bir mesele olduğunda ilk atlayan değil belki ama en sona kalan, yorulana kadar yanında duran. Söylediği sözler süslü değil ama yerini buluyor, verdiği sözler büyük değil ama tutuluyor. İnsan zamanla anlıyor ki asıl kıymet de tam olarak burada.
Hayat insanı değiştiriyor derler ama Serkan değişirken özünü kaybetmeyenlerden. Yıllar geçse de tanıdığın o ilk insanın izleri duruyor üzerinde. Ne kibir ekleniyor ne mesafe, aksine daha da sakinleşiyor, daha da oturuyor. Bu da onu daha değerli kılıyor. Çünkü herkes büyüyor ama herkes olgunlaşamıyor. O ise yaşadıklarını içine sindirerek ilerliyor, yükünü başkasına bırakmadan taşıyor.
Bir de şu var, Serkan konuşmadığında bile bir şey anlatıyor. Sessizliği boş değil, bakışı hafif değil. Dinlerken gerçekten dinliyor, anlamaya çalışıyor. Kimseye akıl vermeye çalışmadan, kendi doğrularını dayatmadan yanında durabiliyor. Bu yüzden insanlar ona açılıyor, bu yüzden ona güveniyor. Güven de kolay kurulan bir şey değil, emek istiyor, tutarlılık istiyor. O emeği yıllar boyunca fark ettirmeden vermiş biri.
Ona baktığımda şunu görüyorum, hayatın içinden geçmiş ama sertleşmemiş bir insan. Kırılmış ama kırıcı olmamış. Yorulmuş ama vazgeçmemiş. Belki en güzel tarafı da bu. Çünkü böyle insanlar az bulunuyor. Yanında durduğunda kendini daha sağlam hissediyorsun, daha az yalnız, daha net.
İşte bu yüzden Serkan hayatın içinden geçen bir isim değil, hayatın içinde kalan bir insan.