Lütfen

benim sana küsüşüm
tavşanın dağa küsüşüdür
değil küsmek
Spartaküs gibi baş kaldırıp
Köroğlu misali dağa çıksam da
dönüp dolaşıp
geleceğim tek kapı
senin kapındır
dünya denen bu mezbahada
onca vakitsiz ölüm
ve dahi dayanılmaz acının yanında
yara bandıyla kapanacak yaralarım ve
aşklı-meşkli acılarıma
ayıracak zamanın yoktur senin
amenna…
sen yine de Tanrım…
benim şu tövbe haşa diye başladığım
küçük çaplı serzenişlerime
müsait olduğunda
bir el atsan
ben fevkaladenin fevkinde
mutlu olurum valla
aslında yeterince vakıfsın konuya ve
emir kipi olarak algılama lütfen
bu aciz kulunun bir ricası farz et
ve sana zahmet
ol deyince oldur ve
şu fakirin yüzünü güldür artık Tanrım
biliyorsun öyle tepeleme değil
bir karat mutluluğa bile sekiz takla atacak kadar
züğürttür hayallerim
mutluluğa giden gizli bir geçit varsa
göstersen artık şu kuluna
bazen bir Kızıldeniz yarılıyor önümde
hiç ummadığım bir anda
aşkla kesişiyor yolum
-oh en sonunda sıra bana geldi diyorum
tam kıvrılacakken mutluluğun kollarına
boğma rakı gibi boğuluyor gülüşlerim
lütfen Tanrım…
al bakışlarımdan bu bozkır kuraklığını
mavi bayraklı bir tebessüm as
yüzümün kumsalına
ya kan revan olmuş bu fırçayı elinden al
ya da mutluluğun resmini çizdir
bu meczup ressama
lütfen Tanrım lütfen…
ateşin koynunda uyuyan bir bıçağı
suyla sınar gibi
iki de bir acıyla sınayıp
bir dirhem mutluluk uğruna
buzuldan ateş
ateşten su dilendirme bana








12Beğeniler





Normal
