Louis Vuitton Kuyruklu Şairin Termodinamik Yasaları
Stüdyoda hava, ütülenmiş bir sabır gibi duruyordu. Hazırlık o kadar ileri gitmişti ki, hazırlık kendisinden utanmaktaydı. Kameranın tripotu kişisel gelişim seminerine gitmiş, oda sahnede yerini almıştı.
Tek eksik yine şiirdi — ama bu kez şiir küçük gelmiyordu; tam tersi, A4’ü aşıyor, PDF oluyordu.
Stüdyo ışıkları teker teker yandı. Kameralar yerlerini buldu, kırmızı kayıt noktaları nefes alır gibi yanıp söndü. Kamera ayakları sabitlendi; mikrofonlar prova nefeslerini dinledi. Seyirci fısıltısı yavaşça duruldu. Arka fonda programın logosu dönerken, rejiden kısa talimatlar geçti. Kartlar masanın üzerinde üst üste dizili duruyordu. Kran kameranın gölgesi sahnenin üstünden usulca kaydı. Ve sahneye Sunucu Isırık MemeÇ Bey çıktı.
Kravatı, programdan bağımsız olarak başarı hikâyesi anlatıyordu. Yüzü aydınlıktı; kafası ise belirgin biçimde karışıktı.
Portatif Isı Hanım daha sahneye çıkmadan önce bile Sunucu Isırık MemeÇ Bey’in aklı; şiirden çok, Isı Hanım’ın elma gibi kabaran göğüslerindeydi. Ne zaman onları düşünse, hazırladığı sorular yerinden oynuyor, aklı kısa süreliğine boşalıyordu.
Kartlarını düzeltti. Kartlar da ona baktı. Boğazını temizledi. Rejiden “girdik” işareti geldi.
Program başladı. Seyirciye gülümsedi, ışığa alışmaya çalıştı.
Sunucu Isırık MemeÇ Bey seyirciye döndü:
“Bugün stüdyomuzda, yoğun istek, alev emojileri ve like tufanı nedeniyle yeniden karşınızdayız. Siz istediniz, biz çağırdık. Gelin, birlikte ağırlayalım!”
İşte karşınızda şiirlerin Isı kaynağı, Portatif Isı Hanım!
Salonda birden alevli emojiler, like’ler ve alkış sesleri yükseldi. Öyle bir alkıştı ki bu, alkış bile alkışlığından utandı; bir seyirci kendi alkışını yeterli bulamayıp, yanındaki seyircinin alkışını alırken objektiflere takıldı.
İşte tam o sırada salona önce Louis Vuitton kahverengi deri çanta girdi. Ardından eteğin altından, kuyruk gibi gururlu bir uzatma kablosu göründü. Kablo yerde gezindi, bir sandalye bacağını yaladı.
Ön sıradakiler paniği mutlulukla karıştırdı:
“Şairde kuyruk var…”
— “Yok yok, tamamen teknik bir durum!”
Görevli refleksle kabloyu yakaladı. Priz bulundu, takıldı. Minik bir cızz sesi duyuldu. Kabloda şairane bir akım dolaştı. Salon bir derece daha ısındı; onun iç rezistansları da keyifle kızardı.
Portatif Isı Hanım gülümsedi. Rezistansları bile ısınmıştı. Salon merkezi sistemle değil, adeta onunla ısınıyordu.
Portatif Isı Hanım’ın şairane ısısı önce havaya, sonra Sunucu Isırık MemeÇ Bey’in bardağındaki suya, sonra stüdyodaki halıya düşünce, her yer elmaları gibi kızardı.
Saçları belirgin biçimde taranmıştı; öyle taranmıştı ki, her telin ucuna bir 🔥 ve 👍 geri dönüşü ilişmiş gibiydi.
Dış göz not düştü: Saçlara hacim veren şey sprey değil, takdir duygusudur.
Sunucu Isırık MemeÇ Bey konuşmaya başladı:
— “Portatif Isı Hanım, hoş geldiniz… Seyircilerimiz merak ediyor, nerede doğdunuz?”
Portatif Isı Hanım:
— “Ben doğmadım. Paket açıldım. İlk nefesimi verirken garanti belgem imzalandı.”
Dış göz not düştü: Biyoloji kısa süre sessiz kalma hakkını kullanabilir.
Sunucu Isırık MemeÇ Bey sordu:
— “Şiirlerinizi genelde neden uzun yazarsınız?”
Telefon titredi. Cümle yüklendi. Metin güncellendi.
Portatif Isı Hanım’ın gözleri parladı:
— “Çünkü büyütüyorum. Metinlerimi rulolar hâline getiriyorum. Katlanmıyorlar, büyüyorlar. Kısa metinleri sevmiyorum. Derin, uzun, bitmek bilmeyen metinleri seviyorum. Okuru içine alan, onu yutan metinler…”
Salon hafifçe geriye çekildi. Sandalyeler topluca varoluşsal kriz yaşadı. Bir koltuk “Ben yutulmak istemiyorum” diye gıcırdadı. Ve haklıydı. Metinler gerçekten yutuyordu. Bir şiir başladı mı, bitmiyor; bitmedikçe büyüyor; büyüdükçe insanları dipnot gibi içine çekiyordu.
İki koltuk içeri doğru büzüştü. Bir adam kendi kahkahasını yanlışlıkla yuttu ve yanında oturanın kahkahasını da yedekledi.
Dış göz not düştü: Uzun metin + yoğun like + alev emojisi = küçük kara delik etkisi. Bilim henüz soruyu görmezden gelmektedir.
Sunucu Isırık MemeÇ Bey:
— “Şiir sizin için ne demek?”
Portatif Isı Hanım cevap verdi:
— “Taşınabilir ısı. Bazen valize koyuyorum, bazen bulut sistemine. Kapladığı alan mahkeme dosyalarından sonra ikinci sıradadır.”
Masada gerçekten de klasörler vardı: “Şiir mi değil mi davası – klasör 4”
Sunucu Isırık MemeÇ Bey parmaklarını yalayıp saçlarına sürdükten hemen sonra sordu:
— “Seyircimiz merak ediyor… sevgiliniz var mı? Bu duyguların kaynağı nedir?”
Portatif Isı Hanım gülümsedi:
— “Ben voltajla flört ediyorum. Aşkım yükselince sigortalar atıyor. Bu romantik bir patlamadır; çevredeki lambaların bundan etkilenmesi doğaldır. Aşk da, ayrılık da, dönüş de paylaşımlı bir deneyim.”
Dış göz not düştü: Aşk → ortak kullanım; Ayrılık → bulut depolu; Kalp → bluetooth’tan bağlandı.
Sunucu Isırık MemeÇ Bey’in içinde bir şey cızırdadı. Evet… iç rezistansı.
Sessizce düşündü:
“Demek böyle meşhur olunuyor…”
“Demek yıldızlı, kablolu şairlik böyle bir şey…”
“Ben niye hâlâ kendi cümlelerimi yazıyorum ki?”
Kafasında küçük bir güneş açtı. Sonra tost makinesi gibi ısındı.
Söylemedi ama düşündü:
“Ben de yapay zekâya şiir yazdırırım… sonra yapay zekâya kendi şiirlerime yorum yazdırırım… sonra bana da 🔥🔥🔥 yağar… belki bende de kablo çıkar… belki ben de Portatif olurum…”
Terledi. İçinden bir like düştü. Uykusuzluk geldi, battaniyesi gereksizleşti.
O sırada heyecanla son bir soru sordu:
— “Anlık ilhamla, hemen şimdi bir şiir yazmak isteseniz ne derdiniz?”
Salon sustu. Telefon uyandı. Kablo titredi. Priz hafifçe iç çekti.
Portatif Isı Hanım fısıldadı:
— “İlham bir alandır. Boşlukta durur. Ben sadece ona uzanırım.”
Bir izleyici tam o sırada kendi kendine fısıldadı:
— “Saçları neden böyle parlak?”
Bunu duyan Portatif Isı Hanım:
— “Okur aile birliğinden toplu geri dönüş alıyorum. Her yorum bir telimi dikleştiriyor. Alev emojisi kabartıyor, beğeni butonu ısıtıyor. Tarama işlemi kendiliğinden gerçekleşiyor.”
Telefon hafifçe titreşerek onayladı. Alev emojileri yeniden yağdı. Bir spot ışık duygulanıp titredi.
Dış göz not düştü: Bu noktada kuaförlük mesleği, edebiyat eleştirisine devredildi.
Sunucu Isırık MemeÇ Bey sorularını sordukça cevaplar dümdüz gelmedi. Ateş gibi dolandı, rüzgâr gibi döndü. Derken beklenmedik bir şey oldu: seyircinin ilgisi coştu.
Portatif Isı Hanım da dalıp gitti — enerji transferi hayallerine. Yapay zekâya hemen oracıkta sordu.
Aldığı cevap açıktı:
— “Yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmalısın.”
Bu cümle üzerine kablosunu sallaya sallaya koştu: iki dev rüzgâr gülü, tepesinde boylu boyunca uzanan güneş paneli, bunlar için yüklenici firmalar…
Koşarken telefonunu düşürdü; Isırık MemeÇ Bey telefonu vereyim derken gördüklerine inanamadı. Yapay zekâ uygulaması… dizilmiş şiir cümleleri… altlarında 🔥🔥🔥 ve 👍👍👍 yağmuru… Hiçbir şey demedi. Sadece düşündü: stüdyonun bunu kaldıramayacağını anladı.
Mera vasıf değişikliği talebi açmaya karar verdi; açık hava konferanslarına geçilmeliydi. İnekler, koyunlar meleşecek, paneller uzanacak, rüzgâr türbinleri dev pervanelerle dönecek — ve Portatif Isı Hanım, tüm bunların ortasında aşk şiirleri yazdıracaktı.
Dış göz şiir defterine son bir not daha düştü: Portatif Isı Hanım ısısı kaynağına yeni bir akım şarttı. Çünkü uslanmak, ısının tabiatına tersti. Isı taşınır, yayılır, sahiplenilmezdi. Çakma şairlik yalnızca kaynağını komikleştirir. Kahkahalar ile türbinlere destek üfürmek kamusal bir görevdir. Meleşen kuzuların bu aşamada fikri mutlaka sorulmalıdır.
Ve elmanın mitolojik geçmişine bakılırsa bir ısırığın gücü hafife alınmamalıdır.
Program bitti sanıldı.
Ama bitmedi.








28Beğeniler


))))))))))






Normal
